5 Temmuz 2007

yarasın yarasın bırakın kanam yarasın..



biraz önce küçük kızın dizleri parçalandı..
kalbinin her atışını duyduğu dizlerinden, sızısı yavaş yavaş bileklerine doğru akan ince kırmızı bir yol olmuştu..
hiçbir şey yapamıyordu yukarıdan öylece dizlerine bakmaktan başka..
yanağından süzülüp yerçekimine kendini bırakmaya hazırlanan, sanki düşse yüreğinin ateşini söndürebilecekmiş gibi hızlanan o bir damla gözyaşını elinin tersiyle hafif bir iç çekmenin eşliğinde sildi..
dizlerinin üstündeki o iki kocaman yaraya bakarken ne zaman iyileşecekler diye düşündü..
öyle kötüydü ki yaranın bulunduğu yer, tam iyileşti derken tekrar yenilenecekti..
oluşan kabukların arasındaki çatlaklardan yine ince ince kan sızacaktı, hem de daha can yakıcı biçimde..
bazen kabukları kendi koparmaya çalışacak ama yine ufacık bir yerden kocaman bir acıyla kan toplanacaktı derinden..
bazen de yarayı korumak için sargılayan eller yakacaktı canını, içini; sargıyı çıkarırken, yarayı temizlemek isterken..
yara böyle her harekette, her müdahalede yenilenecek miydi?
kabuklar yavaş yavaş dökülmeye başlarken yenileri mi oluşacaktı?
dizlerinde ona bu anı hatırlatacak izler kalacak mıydı?
ya da bu izleri göstererek hatırlatacak mıydı biri?

24 Haziran 2007

tebdili mekansadım biraz



sanırım cumartesiden sonra yeni yaşam alanım burası..
sanırım değil hatta..
deniz havasından sonra bol bol dağ havası..
arada yine gideriz tabi Teos ya da Erythrai'ye..
Yakaköy'ü bulduk diye yabana atmayalım hemen..
biraz toprakla uğraşalım..
özenle dikilmiş asmaları büyütüp suyunu çıkaralım..
toprağı sıkıp kan kırmızısı güzelliklere dalalım..
güneşin kızıllığında, inci beyazı ayın altında..
çimenin yeşili altımızda olsun..
çamların kokusu ciğerlerimizde..

ama bazı eksikleri gidermemiz gerek:
--yan taraftaki çam altı için hamak, pofuduk minderler
--bağcılık ve şarapçılıkla ilgili daha fazla kitap,dergi
--tarım bakanlığından biraz yardım :)
--hatta AB komisyonundan daha da yardım :)

10 Haziran 2007

yağmur

Myrlea'da dolanıyorum..
zeytin ağaçlarının arasında..
rüzgar telaşlandırıyor ruhumun eteklerini..
zeytin çiçeklerinin kokusu karışıyor toprağa damla damla..
yağmuru dinliyorum,
gelişini,
dokunuşunu,
süzülüşünü;
sana karışmışım;
ayaklarımızın altı bulut tarlası..

herşey olur
herşey büyür
herşey geçer
hayat kalır...

21 Mayıs 2007

..öncesi..

dalyan deltası...
kafam biraz karışıktır oldum olası
denize doğru, yüzlerce yol var
ama hangisi doğru hangisi çıkmaz?
aman, sen bir yana ben bir yana
ayrı düşmüşüz yan yana
karşımız deniz
yardım et yoksa gidemeyiz
kıyıda bir saz gibi yalnızlık olmaz
dalyan deltası yaşamın ta kendisi
düğümdür dokusu
öyle kolay çözülmez
aman, sen bir yana ben bir yana
ayrı düşmüşüz yan yana



..bülent ortaçgil'den "dalyan" ı dinlediniz yağmurlu bir haftasonunda..

9 Mayıs 2007

çemberin ortasında

yüzlerini seçemediğim insan çemberinin ortasında
yüzlerini seçemeyecek kadar hızlı dönen
başımı döndüren çemberin ortasında
dönüşün girdabında
girdabın ortasında
elbisemi alıp götüren dönüşümün girdabında
ortasında
çırılçıplak
öylece dururken
ellerimle bedenimi sarmaya çalışırken
ısınmaya çalışırken
soğuktan ellerim çatlarken
çatlaklardan akan kan
kırmızı bir elbiseye dönüşürken
kıpkırmızı
alev kırmızısı elbisesiyle bir yosma hayat bulurken
çatlaklarımdan
girdabın ortasından
durmadan dönen
durmadan dokunan
dokundukça içimi ısıtan
ve artık sadece bir çift el olan
dönüşümün girdabından
dokunuşlarıyla beni ısıtan
beni baştan çıkaran
alev alev yakan
bir çift el
içimin alevini elbiseye
elbiseyi aleve çeviren
bir çift el bana dokunan
beni yine öylece bırakan
çırılçıplak
ayaklarımın dibinde
alev kırmızısı elbisenin gri külleriyle
karşımda sen
bense gittikçe küçülen
kaybolan küllerimde
derken elin uzandı küllere
küllerin içindeki elime
yavaşça doğdum senin ellerinde
ve karşındayım
duruyorum
küçük bir kız çocuğu gibi...
sakince...

28 Nisan 2007

koş...

...dur


ma...

27 Nisan 2007

neden..yok..



olmalı mı..?

19 Nisan 2007

neler oluyor orda..?

bugünlerde kendimi mutlu,iyi ve herkes gibi yalnız hissetmeme rağmen garibim..ne olduğunu bilmediğim şeylerle meşgul kafam..iki saniye içinde birden kendimi soyutlayıp farklı mekanlara gidiyorum ve bu gittiğim mekanlardan dolayı verdiğim tepkiler yüzünden birilerinin bana baktığını farkedip kendime geldiğimde, kendime getiren gözlerle karşılaşıyorum ya da kendi kendime enteresan anlar yaşıyorum..hele her gece gördüğüm anlam verilemez rüyalarımdan hiç bahsetmiyorum ki birkaç örneği buralarda mevcut..bazen hepsini tek tek yazmayı düşünüyorum ama gerek yok galiba..gitgide de sıklaşır oldu bu durumlar ya bakalım sonu nereye varacak..

mesela geçenlerde metroda beklerken, kulağımdaki müziğin ve asılan kocaman saatin gözüme takılarak beni çok eski bir tren istasyonuna alıp götürmesi..herşey siyah-beyaz oldu..trenin uzaklaşmasıyla yoğun bir duman bulutu içinde nefesim kesilirken sigara kokusuyla kendime geldim..yanımdaki amca sigarasıyla boğuyormuş beni..

sonraaa..Kordon'da yüzümü güneşe dönmüş uzanırken çimenlerin üstünde, kendimi sahilde falan hissettim galiba çünkü güneşle arama giren gölgeye "hadi kalk, girelim artık denize." dedim ve birinin "pardon,ateşinizi alabilir miyim?" demesiyle dumurlar ülkesine doğru yol aldım..

dün de durağa doğru ilerlerken dört beş adım uzaklıktaki araç, geri geri gelerek bana çarptı..şöföre dönüp napıyorsun, dikkat etsene diye çemkirmeye hazırlanırken bir baktım şöför koltuğunda kimse yok ve araç gayette park halinde..etrafta benden başka kimse de yok ayrıca..kendimi tebrik ederek hemen olay yerinden uzaklaştım tabi..

10 Nisan 2007

buralardan..

geldiğimden beri rüzgar nereye savurduysa bizi oraya doğru yol aldık.kahkahalarımız denize döküldü bir çırpıda.bazen günlük koşuşturmayı izledik oturduğumuz yerden tavşan kanı bir çay ya da buz gibi bira eşliğinde, bazen de seyre daldık pür dikkat sahneyi büyüleyen bir atmosferde.yaşadığı aşk yüzünden bu şehri bırakıp gidemeyen bahar içimizdekileri dışarı döktü güle oynaya.yüzümüzden güneş eksik olmadı, sırtımızdan çimenler..gözlerim daha da mavi oldu bazı dalıp dalıp gitmelerden..
etrafımı saran tanıdık tanımadık onca insana rağmen yalnız olmadığıma inanmak istedim fakat hiçbir kanıt bulamadım..burada, bu havalarda hayatım boyunca bunu düşünebilir ama yine de bir kanıt bulamam..bu yüzden artık düşünmüyorum..daha doğrusu düşünmediğimi sanıyorum..çünkü buralar, bu havalar da gidici benim gibi..her dönüş daha fazla ağırlaştırsa da bedenimi...

31 Mart 2007

ayağı sağlama aldıktan sonra..

bu paslaşma mevzusu garip gelmiştir bana biraz nedense; ama madem severek takip ettiğim danubsky ve bencilkirpi bana bir pas yollamışlar, gördüğümüz adab-ı muaşeret kuralları doğrultusunda paslarına karşılık vermek gerek diye düşündüm ve yazıya böyle bir girişle başlamak istedim çünkü ne yazacağımı bilmediğim içindir ki en azından biraz daha oyalayabilirim sanırım kendimi kelimeleri toparlamak açısından yani..
ne yazacağımı düşünürken danubsky'nin blogu bembeyaz bir A4 dosya kağıdı gibi göründü gözüme ve sonrasında, evet, cidden öyle dedim..ama bu öyle bildiğiniz A4 dosya kağıtlarından değil tabiki de..ışıl ışıl, bembeyaz ama görmek istedikten sonra içinde dolu dolu bir panayır var gibi ve bir o kadar da sade..zaten göze çarpmasının sebebi de bu sanırım..içindeki panayıra, cümbüşe rağmen bembeyaz bir sadelik..
maviliğinden midir nedir bilmem, kelimelerin içinde durmadan yüzen ve sonunda kendini baygın halde bir adanın kumsalında bulan biri hissine kapıldığım bir blog bencilkirpininki..birara gerçekten de adasını buldu ve oraya yerleşti galiba diye düşünürken yine nefes nefese karşılaştık onunla..
ama benim ayak biraz problemli..geçen sene kopardığım bağlar yüzünden doktor fazla zorlama dedi..o yüzden de benim top taca çıktı..e, artık ordan kim tekrar oyuna sokmak isterse..

22 Mart 2007

...

şaraptı rakıydı şuydu buydu
kişi esrimeyi bir aşkta tatmalı ilkten
dedim ya ondan gayrı korkuluğa güvenmem
içtiğim hep aşktı benim gerisi tortu


metin eloğlu

bütün söyleyeceğim bu..

gelsene
hissettirmeden
kuzey rüzgarlarıyla
parmak uçlarında gel
tenimi beyaz değil
terin sarmalasın
başımı kırmızı değil
tadın döndürsün
bırak da
kokun kokumla
nefesin nefesimle
sevişsin
sonrası yok
unut...

17 Mart 2007

bir garip anatomi..

yazılan on küçük öykü..
merak içindeki dokuz canlı..
siyahın içindeki sekiz nota..
yedi yılın sancıları..
elinde altı belirgin iz..
kalan son beş sigara..
odada yorgun dört vücut..
saat sabah üç..
iki el ateş..
camda koca bir karanlık..
kulakları sağır eden sessizlik..

16 Mart 2007

siliyorum..yazıyorum..siliyorum..

yazıyorum..siliyorum..yazıyorum..
siliyorum..yazıyorum..siliyorum..
yazıyorum..siliyorum..yazıyorum..
siliyorum..yazıyorum..siliyorum..
yazıyorum..siliyorum..yazıyorum..
aralara lanetler yağdırıyorum..

9 Mart 2007

rüya bu ya..

büyüklüğünü kestiremediğimiz taştan bir şato..ama boş gibi..girişte solda bir masa ve sandalyeleri, sağda bir piyano..trabzanların başında ne olduğunu kestiremediğim yaratık heykelleri..odalarda uçuşan cibinlikleri olan yumuşacık bembeyaz oymalı yataklar..büyük boy aynaları..şatonun griliğine, yatakların beyazlığına inat pencereler rengarenk..bu yüzden duvarlarda ve yerlerde dans eden rengarenk yansımalar..
kule merdiveninin kıvrımlarında kayboluyoruz bazen..en çok sevdiğimiz, merdivenlerden koşarak inerken kollarımızı açıp parmak uçlarımızla duvarları hissetmek çünkü..defalarca yapıyoruz bunu..
çok kalabalık..herkes burda ve beraber yaşıyoruz..sesini duyup dokunabildiklerimin yüzleri gayet net ama duyup dokunamadıklarım belli belirsiz yüz hatlarına sahipler..
mutluyuz ama bir şeyler eksik gibi..bir şeyler yapmamız lazım..
sen ve ben sırt çantalarımızı aldığımız gibi vuruyoruz kendimizi yollara..
şatonun önünde duruyoruz..önümüzde çok uzakta yemyeşil dağlar ve ayaklarımızın dibinden dağlara kadar olan düzlüğü kıvrılarak ikiye bölen patika..düzlük de dağlar gibi yemyeşil..yeşilin tek tonu..kadife gibi..gözlerini kapatıp dokunsan zevkten delirebilirsin..ve hava o kadar güzel, o kadar sıcak, o kadar neşeli ki..
durmadan durulmadan sürekli geziyoruz..her gittiğimiz yerde yeni bir şeyler öğreniyoruz, şaşırıyoruz, gülüyoruz, eğleniyoruz..ama her gece mutlaka bir şişe şarapla geride bıraktıklarımızı keyifle anıyoruz..
yürümekten sıkılınca bisiklete biniyoruz..rüzgarı hissetmek için bir de..içimize kadar, her yerimizi kaplayana kadar..
ilginç yerler görüp ilginç insanlarla tanıştıkça sen büyüyorsun..yavaş yavaş..büyüdükçe keyfin yerine geliyor, iyileşiyorsun..o kadar çok yer gezip görüyoruz ki en sonunda sen kahverengi gözlü bir dev oluyorsun, ben de minnacık bir kadın..

7 Mart 2007

.




"bir" "şey" e dönüştü "bir şey"..
bir gece yorgun dudaklarına dokunarak..
"birşey" e dönüşebilse bir de..
bütün imla kurallarına inat..

22 Şubat 2007

bir öpücük lütfen..

1999 Fransız yapımı bir animasyon izlemiştim çok zaman önce.."Princes Et Princesses"..altı öykü mevcut içinde..küçükken okuduğumuz mutlu sonla biten prens ve prenses öykülerinin karışımı, uyarlanmışı ve daha enteresanları..çizimler ne amerikanvari, gerçeğe çok yakın olma çabasında ne de japon tarzı..bizim gölge oyunumuza benzettim ben biraz..fon kimisinde mavi kimisinde kırmızı kimisinde alacalı..3 karakter var sadece..öykü başlamadan önce zamanı, yeri ve konuyu belirleyip mevzuya dalıyorlar..son öykü çok tanıdıktı ama bir o kadar da enteresan..
prens prensesten küçük bir öpücük ister..ve öpücüğü verdiği anda prens kurbağaya dönüşür..prens bu durumu düzeltmesi için prensesten onu tekrar öpmesini ister fakat prenses öpmek istemez doğal olarak..bir kurbağayı öpmek mi..kurbağa prens, öpmesi için prensesi ikna ettikten sonra prenses sümüklüböceğe dönüşür..ve birbirlerini normale döndürebilmek için her öpüştüklerinde farklı hayvanlara dönüşürler..sonunda normale dönerler ve mutlu son gerçekleşir ama ufak bir değişiklikle..

yok bisey..

durmadan..
durulmadan..
gitmeliyim..
gelmelisin..

11 Şubat 2007

dinler misin..

köklerimin uzandığı zeytin kokulu toprak yollarda dolandım bir aşağı bir yukarı..
ciğerlerim yanana kadar çektim yeşilin kokusunu..
rüzgar yanaklarımı yaladı elma şekeri misali..
çatlamış kabuklarından dökülen masallarını, gökyüzüne uzanan dallarının rüzgarla oynaşmalarını dinledim yüzyıllık çınarların kuşlarla gülüşerek..
beyaza gömüldüm yeşile inat..
ayağımın altında hikayelerden dökülen kelimelerin solgun sesleri, telaşlı bir sessizliğe karşı..
hep yollar sapsarı, hep yollar kırılgan, hep yollar sonbahardı beyazın ortasında..
insanların sol cebinde hüzünlü bir kargaşa, sağ cebinde neşeli bir yalnızlık vardı..
evler yıllar öncesinin yol kenarında unutulmuş taş hanları gibi çığlık çığlığa şarkılarını söylüyorlardı pencerelerinden..
üstünden yüzyıllar boyunca geçen insanların ayak seslerini haykırırcasına mırıldanıyordu küskün bir köprü suların sakinliği eşliğinde..
yol kenarındaki karlara inat dans ediyordu anemonlar renkli elbiselerini giymiş papatya pistinin ortasında..
kimse bitmek bilmiyordu ya da çoktan durmuştu gün medcezir yaşamların gölgesinde..