büyüklüğünü kestiremediğimiz taştan bir şato..ama boş gibi..girişte solda bir masa ve sandalyeleri, sağda bir piyano..trabzanların başında ne olduğunu kestiremediğim yaratık heykelleri..odalarda uçuşan cibinlikleri olan yumuşacık bembeyaz oymalı yataklar..büyük boy aynaları..şatonun griliğine, yatakların beyazlığına inat pencereler rengarenk..bu yüzden duvarlarda ve yerlerde dans eden rengarenk yansımalar..
kule merdiveninin kıvrımlarında kayboluyoruz bazen..en çok sevdiğimiz, merdivenlerden koşarak inerken kollarımızı açıp parmak uçlarımızla duvarları hissetmek çünkü..defalarca yapıyoruz bunu..
çok kalabalık..herkes burda ve beraber yaşıyoruz..sesini duyup dokunabildiklerimin yüzleri gayet net ama duyup dokunamadıklarım belli belirsiz yüz hatlarına sahipler..
mutluyuz ama bir şeyler eksik gibi..bir şeyler yapmamız lazım..
sen ve ben sırt çantalarımızı aldığımız gibi vuruyoruz kendimizi yollara..
şatonun önünde duruyoruz..önümüzde çok uzakta yemyeşil dağlar ve ayaklarımızın dibinden dağlara kadar olan düzlüğü kıvrılarak ikiye bölen patika..düzlük de dağlar gibi yemyeşil..yeşilin tek tonu..kadife gibi..gözlerini kapatıp dokunsan zevkten delirebilirsin..ve hava o kadar güzel, o kadar sıcak, o kadar neşeli ki..
durmadan durulmadan sürekli geziyoruz..her gittiğimiz yerde yeni bir şeyler öğreniyoruz, şaşırıyoruz, gülüyoruz, eğleniyoruz..ama her gece mutlaka bir şişe şarapla geride bıraktıklarımızı keyifle anıyoruz..
yürümekten sıkılınca bisiklete biniyoruz..rüzgarı hissetmek için bir de..içimize kadar, her yerimizi kaplayana kadar..
ilginç yerler görüp ilginç insanlarla tanıştıkça sen büyüyorsun..yavaş yavaş..büyüdükçe keyfin yerine geliyor, iyileşiyorsun..o kadar çok yer gezip görüyoruz ki en sonunda sen kahverengi gözlü bir dev oluyorsun, ben de minnacık bir kadın..