28 Nisan 2007

koş...

...dur


ma...

27 Nisan 2007

neden..yok..



olmalı mı..?

19 Nisan 2007

neler oluyor orda..?

bugünlerde kendimi mutlu,iyi ve herkes gibi yalnız hissetmeme rağmen garibim..ne olduğunu bilmediğim şeylerle meşgul kafam..iki saniye içinde birden kendimi soyutlayıp farklı mekanlara gidiyorum ve bu gittiğim mekanlardan dolayı verdiğim tepkiler yüzünden birilerinin bana baktığını farkedip kendime geldiğimde, kendime getiren gözlerle karşılaşıyorum ya da kendi kendime enteresan anlar yaşıyorum..hele her gece gördüğüm anlam verilemez rüyalarımdan hiç bahsetmiyorum ki birkaç örneği buralarda mevcut..bazen hepsini tek tek yazmayı düşünüyorum ama gerek yok galiba..gitgide de sıklaşır oldu bu durumlar ya bakalım sonu nereye varacak..

mesela geçenlerde metroda beklerken, kulağımdaki müziğin ve asılan kocaman saatin gözüme takılarak beni çok eski bir tren istasyonuna alıp götürmesi..herşey siyah-beyaz oldu..trenin uzaklaşmasıyla yoğun bir duman bulutu içinde nefesim kesilirken sigara kokusuyla kendime geldim..yanımdaki amca sigarasıyla boğuyormuş beni..

sonraaa..Kordon'da yüzümü güneşe dönmüş uzanırken çimenlerin üstünde, kendimi sahilde falan hissettim galiba çünkü güneşle arama giren gölgeye "hadi kalk, girelim artık denize." dedim ve birinin "pardon,ateşinizi alabilir miyim?" demesiyle dumurlar ülkesine doğru yol aldım..

dün de durağa doğru ilerlerken dört beş adım uzaklıktaki araç, geri geri gelerek bana çarptı..şöföre dönüp napıyorsun, dikkat etsene diye çemkirmeye hazırlanırken bir baktım şöför koltuğunda kimse yok ve araç gayette park halinde..etrafta benden başka kimse de yok ayrıca..kendimi tebrik ederek hemen olay yerinden uzaklaştım tabi..

10 Nisan 2007

buralardan..

geldiğimden beri rüzgar nereye savurduysa bizi oraya doğru yol aldık.kahkahalarımız denize döküldü bir çırpıda.bazen günlük koşuşturmayı izledik oturduğumuz yerden tavşan kanı bir çay ya da buz gibi bira eşliğinde, bazen de seyre daldık pür dikkat sahneyi büyüleyen bir atmosferde.yaşadığı aşk yüzünden bu şehri bırakıp gidemeyen bahar içimizdekileri dışarı döktü güle oynaya.yüzümüzden güneş eksik olmadı, sırtımızdan çimenler..gözlerim daha da mavi oldu bazı dalıp dalıp gitmelerden..
etrafımı saran tanıdık tanımadık onca insana rağmen yalnız olmadığıma inanmak istedim fakat hiçbir kanıt bulamadım..burada, bu havalarda hayatım boyunca bunu düşünebilir ama yine de bir kanıt bulamam..bu yüzden artık düşünmüyorum..daha doğrusu düşünmediğimi sanıyorum..çünkü buralar, bu havalar da gidici benim gibi..her dönüş daha fazla ağırlaştırsa da bedenimi...

31 Mart 2007

ayağı sağlama aldıktan sonra..

bu paslaşma mevzusu garip gelmiştir bana biraz nedense; ama madem severek takip ettiğim danubsky ve bencilkirpi bana bir pas yollamışlar, gördüğümüz adab-ı muaşeret kuralları doğrultusunda paslarına karşılık vermek gerek diye düşündüm ve yazıya böyle bir girişle başlamak istedim çünkü ne yazacağımı bilmediğim içindir ki en azından biraz daha oyalayabilirim sanırım kendimi kelimeleri toparlamak açısından yani..
ne yazacağımı düşünürken danubsky'nin blogu bembeyaz bir A4 dosya kağıdı gibi göründü gözüme ve sonrasında, evet, cidden öyle dedim..ama bu öyle bildiğiniz A4 dosya kağıtlarından değil tabiki de..ışıl ışıl, bembeyaz ama görmek istedikten sonra içinde dolu dolu bir panayır var gibi ve bir o kadar da sade..zaten göze çarpmasının sebebi de bu sanırım..içindeki panayıra, cümbüşe rağmen bembeyaz bir sadelik..
maviliğinden midir nedir bilmem, kelimelerin içinde durmadan yüzen ve sonunda kendini baygın halde bir adanın kumsalında bulan biri hissine kapıldığım bir blog bencilkirpininki..birara gerçekten de adasını buldu ve oraya yerleşti galiba diye düşünürken yine nefes nefese karşılaştık onunla..
ama benim ayak biraz problemli..geçen sene kopardığım bağlar yüzünden doktor fazla zorlama dedi..o yüzden de benim top taca çıktı..e, artık ordan kim tekrar oyuna sokmak isterse..

22 Mart 2007

...

şaraptı rakıydı şuydu buydu
kişi esrimeyi bir aşkta tatmalı ilkten
dedim ya ondan gayrı korkuluğa güvenmem
içtiğim hep aşktı benim gerisi tortu


metin eloğlu

bütün söyleyeceğim bu..

gelsene
hissettirmeden
kuzey rüzgarlarıyla
parmak uçlarında gel
tenimi beyaz değil
terin sarmalasın
başımı kırmızı değil
tadın döndürsün
bırak da
kokun kokumla
nefesin nefesimle
sevişsin
sonrası yok
unut...

17 Mart 2007

bir garip anatomi..

yazılan on küçük öykü..
merak içindeki dokuz canlı..
siyahın içindeki sekiz nota..
yedi yılın sancıları..
elinde altı belirgin iz..
kalan son beş sigara..
odada yorgun dört vücut..
saat sabah üç..
iki el ateş..
camda koca bir karanlık..
kulakları sağır eden sessizlik..

16 Mart 2007

siliyorum..yazıyorum..siliyorum..

yazıyorum..siliyorum..yazıyorum..
siliyorum..yazıyorum..siliyorum..
yazıyorum..siliyorum..yazıyorum..
siliyorum..yazıyorum..siliyorum..
yazıyorum..siliyorum..yazıyorum..
aralara lanetler yağdırıyorum..

9 Mart 2007

rüya bu ya..

büyüklüğünü kestiremediğimiz taştan bir şato..ama boş gibi..girişte solda bir masa ve sandalyeleri, sağda bir piyano..trabzanların başında ne olduğunu kestiremediğim yaratık heykelleri..odalarda uçuşan cibinlikleri olan yumuşacık bembeyaz oymalı yataklar..büyük boy aynaları..şatonun griliğine, yatakların beyazlığına inat pencereler rengarenk..bu yüzden duvarlarda ve yerlerde dans eden rengarenk yansımalar..
kule merdiveninin kıvrımlarında kayboluyoruz bazen..en çok sevdiğimiz, merdivenlerden koşarak inerken kollarımızı açıp parmak uçlarımızla duvarları hissetmek çünkü..defalarca yapıyoruz bunu..
çok kalabalık..herkes burda ve beraber yaşıyoruz..sesini duyup dokunabildiklerimin yüzleri gayet net ama duyup dokunamadıklarım belli belirsiz yüz hatlarına sahipler..
mutluyuz ama bir şeyler eksik gibi..bir şeyler yapmamız lazım..
sen ve ben sırt çantalarımızı aldığımız gibi vuruyoruz kendimizi yollara..
şatonun önünde duruyoruz..önümüzde çok uzakta yemyeşil dağlar ve ayaklarımızın dibinden dağlara kadar olan düzlüğü kıvrılarak ikiye bölen patika..düzlük de dağlar gibi yemyeşil..yeşilin tek tonu..kadife gibi..gözlerini kapatıp dokunsan zevkten delirebilirsin..ve hava o kadar güzel, o kadar sıcak, o kadar neşeli ki..
durmadan durulmadan sürekli geziyoruz..her gittiğimiz yerde yeni bir şeyler öğreniyoruz, şaşırıyoruz, gülüyoruz, eğleniyoruz..ama her gece mutlaka bir şişe şarapla geride bıraktıklarımızı keyifle anıyoruz..
yürümekten sıkılınca bisiklete biniyoruz..rüzgarı hissetmek için bir de..içimize kadar, her yerimizi kaplayana kadar..
ilginç yerler görüp ilginç insanlarla tanıştıkça sen büyüyorsun..yavaş yavaş..büyüdükçe keyfin yerine geliyor, iyileşiyorsun..o kadar çok yer gezip görüyoruz ki en sonunda sen kahverengi gözlü bir dev oluyorsun, ben de minnacık bir kadın..

7 Mart 2007

.




"bir" "şey" e dönüştü "bir şey"..
bir gece yorgun dudaklarına dokunarak..
"birşey" e dönüşebilse bir de..
bütün imla kurallarına inat..

22 Şubat 2007

bir öpücük lütfen..

1999 Fransız yapımı bir animasyon izlemiştim çok zaman önce.."Princes Et Princesses"..altı öykü mevcut içinde..küçükken okuduğumuz mutlu sonla biten prens ve prenses öykülerinin karışımı, uyarlanmışı ve daha enteresanları..çizimler ne amerikanvari, gerçeğe çok yakın olma çabasında ne de japon tarzı..bizim gölge oyunumuza benzettim ben biraz..fon kimisinde mavi kimisinde kırmızı kimisinde alacalı..3 karakter var sadece..öykü başlamadan önce zamanı, yeri ve konuyu belirleyip mevzuya dalıyorlar..son öykü çok tanıdıktı ama bir o kadar da enteresan..
prens prensesten küçük bir öpücük ister..ve öpücüğü verdiği anda prens kurbağaya dönüşür..prens bu durumu düzeltmesi için prensesten onu tekrar öpmesini ister fakat prenses öpmek istemez doğal olarak..bir kurbağayı öpmek mi..kurbağa prens, öpmesi için prensesi ikna ettikten sonra prenses sümüklüböceğe dönüşür..ve birbirlerini normale döndürebilmek için her öpüştüklerinde farklı hayvanlara dönüşürler..sonunda normale dönerler ve mutlu son gerçekleşir ama ufak bir değişiklikle..

yok bisey..

durmadan..
durulmadan..
gitmeliyim..
gelmelisin..

11 Şubat 2007

dinler misin..

köklerimin uzandığı zeytin kokulu toprak yollarda dolandım bir aşağı bir yukarı..
ciğerlerim yanana kadar çektim yeşilin kokusunu..
rüzgar yanaklarımı yaladı elma şekeri misali..
çatlamış kabuklarından dökülen masallarını, gökyüzüne uzanan dallarının rüzgarla oynaşmalarını dinledim yüzyıllık çınarların kuşlarla gülüşerek..
beyaza gömüldüm yeşile inat..
ayağımın altında hikayelerden dökülen kelimelerin solgun sesleri, telaşlı bir sessizliğe karşı..
hep yollar sapsarı, hep yollar kırılgan, hep yollar sonbahardı beyazın ortasında..
insanların sol cebinde hüzünlü bir kargaşa, sağ cebinde neşeli bir yalnızlık vardı..
evler yıllar öncesinin yol kenarında unutulmuş taş hanları gibi çığlık çığlığa şarkılarını söylüyorlardı pencerelerinden..
üstünden yüzyıllar boyunca geçen insanların ayak seslerini haykırırcasına mırıldanıyordu küskün bir köprü suların sakinliği eşliğinde..
yol kenarındaki karlara inat dans ediyordu anemonlar renkli elbiselerini giymiş papatya pistinin ortasında..
kimse bitmek bilmiyordu ya da çoktan durmuştu gün medcezir yaşamların gölgesinde..

1 Şubat 2007

..yok oluyorsun..

..sürekli..
..karanlık..
..geçmiyor..
..uyku yok..
..ter içinde..
..bembeyaz..
..ışık gözlerini kamaştırıyor birden..
..göremiyorsun..
..belki diyorsun..
..ama boş biliyorsun..
..herşey yine de anlamsız, görüyorsun..
..niye savaşıyorsun..
..rengin değişiyor sadece izliyorsun..
..ciğerlerinin her metrekaresini hissediyorsun..
..durmadan, duramadan, durduramadan; kendi etrafında dönüyorsun..
..dokunduğun herşeyi mahvediyorsun..
..büyüyü bozuyorsun..
..yoksa yüzündeki maske mi, farkedemiyorsun..
..gizleniyor musun..
..gizlemeye mi çalışıyorsun..
..becerebiliyor musun..
..kokuyu duyabiliyor musun..
..ya tadı alabiliyor musun..
..yine karanlığa gömülüyorsun..
..daireler çizerek dibe batıyorsun..

22 Ocak 2007

oyun sonu..

karşında hep bir % 20
aklındaki kesinlikle % 50
ama olan % 30 belli
% 70'e hiç girmemeli
ve sonunda Kordon'da sana eşlik eder
elindeki İzmir gevreği...

18 Ocak 2007

bi de bi de ayrıca..

bi de "karadut ve..." yazısından dolayı, çok önceden izlediğim bir filmin iki kadın karakterinden biri diğerine gerçekleşmiş ve gerçekleşen olaylar nedeni ile şu sözleri sarf etmişti :

"bazen, sürtük olmak bir kadının hayattaki en büyük güvencesidir..."

buyrun o zaman..daha ne diyim ben..

14 Ocak 2007

karadut ve ...

bazı şeyler cidden haksızlık..belki de çoğu şey..ya da hepsi..fotoğraflar bazen bunun en güzel kanıtı olabiliyor..sen sadece seyirci olabiliyorsun..güzel allı pullu bir fotoğraf albümüne dalıp gidebiliyorsun saatlerce..ve gerçekten dünyayı lanet olsun ki kadınlar yönetiyor..

10 Ocak 2007

kimse bilmez.....

bugün cevapsız sorularının kaçını unutmayı hatırlattın kendine?
nasıl oldu da dünkü yemeğinin karabiberi bugün hapşırtabildi seni?
yarından sonraki günün faturasını hangi mevsime göre düzenledin?
hanımın göbeği mi yoksa dilberin dudağı mı sana gerçekliği daha çok hissettirir?
akşamdan kalmışlığın durağanlığında atlı karıncadan inme telaşın nedir?
niye hep üst üste ve üslûpsuzca üçkağıtçı üzüm sularını ümitsizlik üskürende üflemeli eşliğinde yudumluyorsun?
asansörde tek başınaykenki heyecanın mı daha acımasızdı yoksa iki kişiykenki sessizliğin mi anlamsızdı?
peki, her karşılaştığımızda yaşanmışlıklarımızı mı dökeceğiz fütursuzca ya da sil baştan, yeni bilmecelere mi gebe kalacağız sahil kasabalarında?
hiç mi geri dönmeyeceksin yoksa gitmekten mi vazgeçeceksin......
photo by jeff lieberman http://bea.st