14 Ocak 2007

karadut ve ...

bazı şeyler cidden haksızlık..belki de çoğu şey..ya da hepsi..fotoğraflar bazen bunun en güzel kanıtı olabiliyor..sen sadece seyirci olabiliyorsun..güzel allı pullu bir fotoğraf albümüne dalıp gidebiliyorsun saatlerce..ve gerçekten dünyayı lanet olsun ki kadınlar yönetiyor..

10 Ocak 2007

kimse bilmez.....

bugün cevapsız sorularının kaçını unutmayı hatırlattın kendine?
nasıl oldu da dünkü yemeğinin karabiberi bugün hapşırtabildi seni?
yarından sonraki günün faturasını hangi mevsime göre düzenledin?
hanımın göbeği mi yoksa dilberin dudağı mı sana gerçekliği daha çok hissettirir?
akşamdan kalmışlığın durağanlığında atlı karıncadan inme telaşın nedir?
niye hep üst üste ve üslûpsuzca üçkağıtçı üzüm sularını ümitsizlik üskürende üflemeli eşliğinde yudumluyorsun?
asansörde tek başınaykenki heyecanın mı daha acımasızdı yoksa iki kişiykenki sessizliğin mi anlamsızdı?
peki, her karşılaştığımızda yaşanmışlıklarımızı mı dökeceğiz fütursuzca ya da sil baştan, yeni bilmecelere mi gebe kalacağız sahil kasabalarında?
hiç mi geri dönmeyeceksin yoksa gitmekten mi vazgeçeceksin......
photo by jeff lieberman http://bea.st

7 Ocak 2007

buyrun burdan yakın..(1)

buyrun burdan yakın..(2)

buyrun burdan yakın..(3)

gerçek anlam..
temel anlam..asıl anlam..ilk anlam..konuluş anlamı..zihinde canlanması gerken, akla gelen ilk şey..
yan anlam..temel anlama bağlı olarak kazanılan ikincil anlam..kullanılıştan doğar..nesneldir.. herkesçe bilinir..somuttur..
mecaz anlam..değişmece..benzerlik ilişkisine dayalı..özneldir..soyuttur..somutlama esastır..
neymiş formül basitmiş..neymiş öküz altında buzağı aramak saçmalıkmış..
ama bazı insanlar seviyor bu buzağı arama işini..çok kaptırıyorlar kendilerini..o kadar çok kaptırıyorlar ki, öküzcüğüm, garibim melül melül bakakalıyor ve artık bakakalmaktan sıkıldığı için olay gerçekleştiği an hemen otlağın ücra bir köşesine unutulmak için dörtnala koşuyor..
hadi böyle bir durum yok diyelim..bu anlamlardan bazılarının kafada serbest dolaşımı pek hayırlı olmaz bu vatandaşlar için..kurgu mekanizmaları çok verimli çalışır çünkü..oskarlık senaryolar çıkar..bu senaryolar sonucunda sizi ya çok çabuk gaza gelen bir saf yaparlar ya da kendini harcayan biri olarak görürler..
banyoda, holde ya da yatak odalarındaki aynalara şöyle bir göz ucuyla bakarlar..herşey mükemmeldir, yoktur ki bir eksik..gerek yoktur aynaya uzun uzun bakmaya..kontrol onlardadır haddinden fazla güvenleri sayesinde..hep siz neydiniz, ne olmuşsunuzdur; onlar asla değişmezler; değişseler bile çok azdır, olumludur..
işte bazen böyle ayna körü buzağı avcıları çıkabiliyor karşınıza..sütü de hiç sevmeyen hem de..ve birde öyle bir ortam oluşmuş ki bunlar biraraya gelip "Buzağı Avcıları Derneği" kurmuş lokallerinde o meşhur palavralarını sıkıyorlar..
sizin de öküz seven birkaç arkadaşınız var ya da tanıdığınız ya da herneyinizse..birlikte öküzü otlatıyorsunuz, bakımını yapıyorsunuz, etinden sütünden faydalanıyorsunuz, tabi buzağının da..ama bir bakıyorsunuz bütün bu lokal eğlencelerinde neredeyse ön sandalyeleri parsellemiş soba üstü kestane kebap yapıyorlar..

6 Ocak 2007

sevinçli bir telaş içindeymişim yeşilmişim sazmışım..

saatlerden beri oturuyorum burda.. daha öncede oturmuştum burda.. hatta daha uzun süre oturmuştum burda..ama uzun zamandan beri ilk defa bu kadar heyecanlıyım ve bu kadar mutluyum..karıştırıyorum durmadan.. birşeyler buluyorum.. buldukça buluyorum.. buldukça genişliyorum..balon gibi şişiyorum, şiştiğimi hissediyorum..doluyor bütün ciğerlerim..ve dolduğu için ciğerlerim, hafif hissediyorum kendimi, öyle hafifliyorum ki mutluluktan uçuyorum.. gibi.. sanki.. ama yakında gün bitecek ve ben birçok şeyi yapamamış olarak gözlerimin altı mor, uykulu bir şekilde kalkıcam burdan.. yetişemiycem, yetiştiremiycem yapmak istediklerimi.. şimdiden bunun hüznü sardı birazda beni.. çok mu abarttım ne.. ama kendimi o kadar mutlu ve hafiflemiş hissettimki uzun zamandan beri, elimden bir toz bulutu gibi uçup gidecek diye ödüm patlıyor.. ama zaten mutluluk böyle birşey sanırım.. püfff.. ve yok.. yine asık, boynu bükük, üzgün suratlı bi palyaço geriye kalan.. ve düşün; ben palyaçolardan nefret ederim..

31 Aralık 2006

..birdenbire..

akışkan hayatların arasından yürürken o koca binaya doğru, titreşimlerin kulağımdaki etkisiyle denizden gelen daha da bir ürpertiyor içimi..dudaklarım çatlamış, canım yanıyor..gördüğüm bütün tabelaları okuyorum bir yandan, bir yandan da cümleler kuruyorum anlamsızca bütün dil ve görgü kurallarına inat..beynim saniyede sekiz yüz kelimeyi alıyor almasına ama hiçbirini kabul etmiyor bünye..küstah bir tavırla kusuyorum durmadan..gülüyorum birde üstüne, ağzımın kenarlarında kalmış sert sessizleri elimin tersiyle silerek..birden gözlerinin altındaki morluklar aklıma geliyor kravatının portakal rengiyle uyumlu..dokunuyorum gözlerine parmaklarımın uçlarıyla..burnu üşümüş, dudakları titrek, çiziyorum birşeyler kendimce..yavaş yavaş belirginleştiriyorum hatlarını yüzünün..yumuşaklığı, kokusu tenime bulaşıyor sinsice..ayrıntılarında, parmaklarımla boğuldukça dudaklarımın çatlakları daha bir acıtıyor canımı bembeyaz dişlerinin keskinliğiyle..tırnaklarımla kazıyarak yaralarını ıslak dudaklarımın kanayan çatlaklarından tatlı bir tebessümle bırakıyorum kendimi rüzgara..verilen sözlerin havaya kattığı o dayanılmaz kokuyu alıp götürmesin diye rüzgar, ciğerlerimize dolduruyoruz kahkahalarla..içimin ürpertisi onun titremelerinin celladı gibi çöküyor üstüne ve çığlık çığlığa akıtıyor kanını oluklardan mabede..

15 Aralık 2006

hepsi bu..

bir büyük karışıklık yaşadığımız sabahlar..

her şey bitiyor..
şimdi başlıyor karanlık gece..

sait faik "bir büyük karışıklık","söyleyemiyorum"

25 Kasım 2006

nöroşirürji notları..








bir pazar gününü acilde geçirmesi dışında hayatında hiç hastaneye gitmemiş (doğumu bile doktor kliniğinde gerçekleşmiş) bir insanın kendini burda bulması..ve burda 1 hafta kalması.. enteresan günlerdi.. gerçi henüz bitmiş değil.. hani klasik bir laf vardır : "allah eksikliğini hissettirmesin,muhtaç da etmesin".. çok duydum bu lafı bu süre içinde..

dolandım bazen.. farklı bölümler.. farklı insan manzaraları.. ayrı bir dünya.. büyük bir labirent.. sonu olmayan yollar, tüneller.. koşuşturma, bekleme, sabır, çaresizlik, heyecan, endişe, umut.. hepsi, herşey birarada..

16 Kasım 2006

bana..



istemem kimse yanımda dost olsa da


zaten canım çıkmış salın beni uzaklara

bir şişe şarap ve ben kadehime değmez

çatlak dudaklarım

içerim şişemden..



p.s:DANdadaDAN..çok güzel demişler..hepsini güzel demişler..öperim..

31 Ekim 2006

______________________

gerekli miydi bütün bunlar..doğumgününde alınan yeşil kazağı çok sevmek gibi..
gereksiz miydi peki tüm bunlar..ağladığında gözyaşlarını omuzunla sildiğin zaman sarı tişörtün omuz kısmında beliren ıslak tuzlu siyah karışım gibi..
ne içindi peki bunlar..vücudunun yanıpta sadece ayaklarının buz kesip terlemesi gibi..
nasıldı böyle bunlar..taktığın kocaman küpenin kulağını yara yapıp tatlı tatlı kaşındırması gibi..
mumlarım eriyor ve ben hala bakıyorum..

25 Eylül 2006

...bir...

bir başlangıç mıydı bu tekrardan yoksa bitiş miydi, yeniden bi "son defa" mıydı.. karar veremiyordu.. gitmeli miydi hemen yoksa daha da uzatmalı mıydı.. bildiği bir tek şey vardı: bitmesindi.. hep bunun için değil miydi çabası..
yanlızlığıyla olan birlikteliği.. daha ne kadar vardı.. ne kadar kalmıştı.. keyifle karışık bir iç geçirmeyle uzanıp yaktı kibriti.. gül renginden bozma bardağı aldı eline ardından.. karşısında hiç bilmediği, tanımadığı biri oturuyordu yine.. ne zaman tanıyacaktı, ne zaman bilecekti artık huyunu suyunu..
yine mutfağa gitmesi gerektiğini farketti.. yavaşça kalkıp buzdolabına yöneldi.. eline ilk gelen şişeden bardağını doldurdu.. bu hafiflik hep hoşuna gidiyordu.. keşke hep böyle olsa diye geçirdi içinden.. derken gözü masanın tam onarılamamış ayağına takıldı.. ve bi kahkaha patlattı en içinden gelen.. o gece de en içlerinden gelmişti herşey, en içlerine kadar işlemişti.. en yükseklerdeyken birden en yerde buluvermişlerdi kendilerini..
koltuğa oturduğunda bu küçücük evin ne kadar büyüdüğünü ne kadar büyüttüğünü düşündü.. hep düşünüyordu.. bu evde hiç böylesine düşünmezdi ki o.. konuşurdu, konuştururdu.. monologlar, diyaloglar, kahkahalar, hıçkırıklar, kavgalar, sevişmeler.. şimdiyse hep susuyordu.. oysa ne çok söyleyecek sözü vardı.. tek kelime bile etmemişti.. durmadan içiyordu sadece.. rahatlayabilmek için.. bir bardak, bir bardak daha.. bu duvarlar hiç böylesine gözünü korkutmamış, rahatsız etmemişti onu.. şimdi değişen neydi.. aradan geçen zaman mı..
böyle olmamalıydı.. böyle hayal etmemişti o telefonu kapattıktan sonra..

12 Eylül 2006

yeter.................



bavulumu topladım gidiyorum artık.. uzatmaya gerek yok......
anlamsız cümleler kurmaya çalışarak sözcükleri yormamalıyım.. kahverengi fondaki beyaz çizgilerin kapalı olmasından yoruldum artık.. bir yerlere yürüyerek ulaşmak istiyorum.. geceleri bacaklarıma giren kramplardan bıktım.. sabahları ağzım kupkuru mutfağa koşmak gereksiz.. bütün vücudum alçıyla kaplıymış gibi dolaşmaktan bunaldım.. her tarafımı kaşındırıyor.. bu kadar yeter.. artık unutmayı öğrenmeliyim..bavulumu aldım elime.. ağzımın içine yayılan o hoş tadı düşünerek,
gidiyorum...........

3 Eylül 2006

buluşma...

bu tanıdık kokuyu özlemişti.. bütün vücudunun her santimi sarmalanırken derinlerdeki görüntüler su yüzüne çıkıverdi.. o odayı görmeyi sona saklamıştı çünkü biliyordu.. dayanamayacağını biliyordu.. ilk önce evin diğer odalarını dolaşıp dokunmalıydı, hissetmeliydi ki ayrıntıları gözden kaçırmasındı..
her şey olduğu gibi duruyordu.. sadece toz kaplamıştı her yeri ve geçen yılların o günlerin hatıralarını bulanıklaştırması gibi dokunulan her yerin parlamasıyla hatıralarda teker teker ışıldıyordu zihninde..
ilk anda giremedi o kapıdan içeri.. neler yaşamamıştı ki bu kapının ardında.. yıllar sonra buraya geleceğini hem de bu şekilde olacağını düşünebilir miydi.. elini kapıyı açmak için uzatmıştı ki duyduğu sesle heyecandan bacakları çözülmüştü.. bu ev hep bu heyecan çözülmeleriyle dolup taşmıyor muydu zaten yıllar öncesinde de..
arkasına dönüp bakamıyordu bir türlü.. kalakalmıştı kapının önünde.. ve birden o tanıdık sıcaklık belirmişti boynunda içten bir merhabayla.. nasılda özlemişti onu.. bu kadar uzun bir süre nasıl dayanmıştı onsuzluğa, sıcaksızlığına.. herşey ilk günkü gibiydi.. nasıl değişmemişti.. nasıl aynı kalabilmişti dokunuşları, öpüşleri, sevişmeleri.. kısa ayrılıklarındaki gibi birbirlerine merhabaları bile aynı olmuştu: beyazlar içinde.. hiç söze gerek yoktu zaten.. konuşmalarını sevişme anına saklamıştı.. ki bu delirtirdi onu.. onu delirttikçe o daha da delirir herşey akıl almaz bir zevk ve hızla birbirine karışırdı.. nefesler, inlemeler, çığlıklar, kahkahalar.. herşey silinirdi dünyalarından sadece bunlar ve terden bir olmuş vücutları kalırdı geriye..

19 Ağustos 2006

sevişgen sancılar...

aynı yolun yolcularıyız..ve sana neden deli demiyim ki bu sebepten ötürü..
yanımda şimdi bebek gibi yatıyor bembeyaz çarşaf içinde..biraz zifaf gecesi çekingenliği var..masum..ama kendi içinde ne kopuşlar ne delirmeler..göz kapaklarının titreşimlerinden belli..hafifçe aralıyor gözlerini..öyle sırıtıyor bana..e, hadi ne zaman başlıcaz diye..ben de bekle diyorum..seni içime kabul edebilmem için önce güzelliğini görmem gerek..görmeden yapamam ben..ilk önce bakmam, görmem, seyretmem gerek..sonra dokunmam gerek..o pürüzsüz bembeyaz tene..güneş görmemiş..koklamalıyım ardından..burun deliklerinden en ince kıvrımlara kadar ulaşmalı kokun..çarşaftan da beyaz, gelin misali..kuğu gibi..kıvrım kıvrım hatları..deli bir labirent..içinde kaybolunası..dolaşıyorsun dolaşıyorsun bir yere varamıyorsun..sürekli bir sonsuzluk..devam..devam..devam..sonu yok..döne döne..ama asla bir işkence, çıldırış değil..şu an değil..en tepelerdeki bembeyaz bakir karlar gibi..ayak basılmamış..ayak bastıkça deliriyorsun..karın ayaklarının altında çıkardığı sesi en içinde duyuyorsun..ama duurrr, aceleye gerek yok..daha var ona..sakin sakin..sindire dindire..sindirile dindirile..nihayetinde alevin kızılından dumanın grisine doğru tadına varmalıyım..bekle diyorum bekle ki daha bir arzu dolu olsun..
dolanıyorum durmadan..akışkanlaştım yine..civa misali..gel git aklımla..bir oyunun üstündeyim..silahım zar..ben de kırmızı bir piyon..silahımı kaldırıyorum ve ilk darbe..ilerliyorum 5..ne diyor orda..çok hızlı gittin biraz yavaşla..yavaşlıyorsun sen de mecburen..slow motion film karelerinde başrol oyuncusu olmuşsun birden..bir western filminde..yanda da devasa kanyonlar..birkaç tane de kaktüs iliştirilmiş köşelere en irisinden..dikenler ha battı ha batacak..tepende akbabalar..başının üstünde parlak bir hale gibi..sonra birden bir merdiven çıkıyor karşına..ne ayaklarını görebiliyorsun ne de ulaştığı yeri..önce anlam veremiyorsun bakıyorsun öylece..sonra tırmanmaya başlıyorsun..tırmalamaya..ama nereye kadar belli değil..hiç olmamış zaten..durup bakıyorsun şöyle bir etrafa..manzarayı seyrediyorsun büyülenerek..alabildiğine sarı..rüzgarın izi var kumlarda..salına salına..kendinden geçiyorsun ve bırakıyorsun boşluğa kendini..bıraktığını zannediyorsun..o hala yanında sırıtıyor sana kan ter içinde..gözlerini gözlerine dikmiş..sen seyrederken onu, seyrediyormuş o seni.
hadi diyor..çak şu çakmağı....

30 Temmuz 2006

sev(iş)mek hep biraz ............

sonsuzluğun içindeyken sessizliği düşünürmüş hep, sebepsizliği birde..ama niye, neden, hiç bilmeden dönermiş etrafında ışığın yorgun bir pervane gibi..hep döne döne..hep yana yana..on sekizinde, uzakta..son bir çırpınmayla günebakan gibi güneşe dönmek istermiş yüzünü..ateşböceği olmak istermiş, kıçını aydınlatmaktan aciz..bir siyah-beyaz fotoğrafta kalmış çocuksu gülmeleri..
Cuma'nın gelmesini beklermiş her cuma günü içindeki zehiri boşaltabilmek için belkide..bacakarasından dökülürken kelimeler parmak uçlarında pıhtılaşmış akıntısı..dudaklarında hafif bir tebessüm gibi kalmış damla damla terinin tuzu..bembeyaz bakir kar örtüsü masmavi bir okyanus olmuş ayaklarının altında hiç farkettirmeden..kokusu, tadı başkalaşmış kozasından yeni çıkmış bir kelebek gibi..

24 Temmuz 2006

gebeşlik zamanı...

saklı göle gidelim dedik hazır buralara kadar gelmişken..şööle deli bi kahvaltı yapalım..hamaklarda sallanalım..yayılalım..gebeşliğin de gebeşliğini yapalım..bro, dere üstü hamak keyfinde bir numaraydı walla..egerotti medyadan kaçtı hep (neyse kolunun bi kısmı çıkmış yine)..çok güzeldi bu hafta çok..benim bu aralar özellikle yalnız kalmamam gerek bunu iyice anladım..egerottiyle maceralara atıliim ben biraz daha..biraz da serin sulara dalalım bakalım nolcek..


boyoz yumurta veeeee çilekli süt...


bi baktım arabanın üstünde boyoz yumurta ve çilekli süt(!) nassı ya dedim.. bi de tweety falan yani.. toplaşın bakiim.. ben de bi kumru aliim önce acısızından.. boyozcu ibomuzsun sen bizim yaa.. süpersin.. herkes çok güzelmiş yaa.. çilekli süt yaaa.. delirdim ben neşeden.. cidden o gece neşeden delirdim ben.. hatırlıyorum o kısımları.. laf atmalar falan.. neden ya o sokağa gelince niye oluyo bunlar bana.. birini sıkıştırdım mı o sokakta kimse engel olamıo bana.. çok eğleniyorum ama.. neşeden delirdim ben o gece.. bi de çilekli süt yani...

13 Temmuz 2006

sandoz misali..




suda eriyen ilaçlar gibi.. bardağın dibine ulaşmamalı.. ulaşana kadar çözülmeli.. karışmalı.. yavaş yavaş.. dibe birşey kalmamalı.. ve çözülürken, her hava kabarcığı gibi, yoğun bir sıvı içinde yüzeye çıkarken aldığı şekle bürünmeli.. sessizce üzerinden atmalı yoğunluğu.. yorgunluğu.. bunalmışlığı.. belki de yanlızlığı..

2 Temmuz 2006

istekli gökyüzü

Bağlanamıyordu bir türlü..kopuk kopuktu..düşüyordu durmadan..unutmamasını istiyordu..deniyordu..dayanamıyordu..usulca uykuya daldı..rüyalarında düşledi..istedi..gün aydı..uyandı..sakin ve tembeldi..şarabıyla dinlendi..yoğun bir haftaydı..öptü..öpüldü..öpüştü..bekledi..görünmedi..sinir oldu..kapattı..tekrar denedi..bekledi..yok, olmadı..uzun olmasını diledi..yarına umut etti..geceleri bekledi..uyumadı..yazdı her şeyi..sakindi..rakı eşliğinde süperdi..uyumamıştı..çok güzeldi..rüyaya daldı..öpücüğünü aradı..bunu çok sevdi..dilediği yeri düşündü..çok tatlıydı galiba..bilmiyordu..içinden geldi..geldiği zaman da görmeliydi..umuyordu..ihtimal hiç yoktu..niye böyle yapıyordu..ya alışırsa’yı düşünüyordu..ilgisiz olmalıydı..hayata devam etmeliydi..uçmalı mıydı..uç böyle miydi..e, bu neydi..bırak akıp gitseydi..gökyüzü maviydi..deniz daha da maviydi..bütün günün böyle geçseydi..çok sıcaktı çookkk..bir şeyler çaldı gitarda..duymuştu..pencere açıktı..bilmiyordu nasıldı..böyle olamazdı..gelsen..dinlesem..kokunu duysam..gülümsemeni..uyumanı seyretsem..doğaçlamaydı..akşamın daha güzeldi..asla sensiz dinlenemeyecekti..daha da süperdi..sensiz değildi..sebepsiz değildi..sessiz değildi..gereksizdi..!!!!!!!!bulaşıkları yıkadı..bir gün de yeterdi..dolu dolu muhabbetti..çok görmek istedi..çok zordu..kalimeroya özendi..çok zordu çok..hep bir bilinmezlik..olmazsa olmazıydı..hep ve sadece masallardı..özür diledi..çıkmıyordu..güzel bir özürdü..lütfendi..takılmamalıydı..olursaydı..öpücüklere boğuldu..hala duruyor muydu..tazeleri yollandı..hissedemedi..unutulmuş muydu..uzaktan etkilenmedi..şaraplar içildi..ilgilenip çevirdi..kendini kandırdı..fena koptu..bebek gibi olmuştu..gece ilerledi..ne olacaktı bilinmezdi..bana ne benimdi senindi onundu..kana karıştı..daha çabuk yayıldı..sol taraf felç oldu..kıvrımlar daraldı..krizler arttı..denge bozuldu..nasıl da zehirlendi..yaşlanıyordu..fark ediyordu..sıkıcı ve yavanlaşıyordu..hafifletiyordu..karşılıksızdı..bunalmıştı yalnızlığından..işi olamazdı artık..uzun zaman önce almıştı alacağını..kalmamıştı geriye bir şey..mantık balçıktı..hala gibi miydi..az kalmıştı..