31 Aralık 2006

..birdenbire..

akışkan hayatların arasından yürürken o koca binaya doğru, titreşimlerin kulağımdaki etkisiyle denizden gelen daha da bir ürpertiyor içimi..dudaklarım çatlamış, canım yanıyor..gördüğüm bütün tabelaları okuyorum bir yandan, bir yandan da cümleler kuruyorum anlamsızca bütün dil ve görgü kurallarına inat..beynim saniyede sekiz yüz kelimeyi alıyor almasına ama hiçbirini kabul etmiyor bünye..küstah bir tavırla kusuyorum durmadan..gülüyorum birde üstüne, ağzımın kenarlarında kalmış sert sessizleri elimin tersiyle silerek..birden gözlerinin altındaki morluklar aklıma geliyor kravatının portakal rengiyle uyumlu..dokunuyorum gözlerine parmaklarımın uçlarıyla..burnu üşümüş, dudakları titrek, çiziyorum birşeyler kendimce..yavaş yavaş belirginleştiriyorum hatlarını yüzünün..yumuşaklığı, kokusu tenime bulaşıyor sinsice..ayrıntılarında, parmaklarımla boğuldukça dudaklarımın çatlakları daha bir acıtıyor canımı bembeyaz dişlerinin keskinliğiyle..tırnaklarımla kazıyarak yaralarını ıslak dudaklarımın kanayan çatlaklarından tatlı bir tebessümle bırakıyorum kendimi rüzgara..verilen sözlerin havaya kattığı o dayanılmaz kokuyu alıp götürmesin diye rüzgar, ciğerlerimize dolduruyoruz kahkahalarla..içimin ürpertisi onun titremelerinin celladı gibi çöküyor üstüne ve çığlık çığlığa akıtıyor kanını oluklardan mabede..

15 Aralık 2006

hepsi bu..

bir büyük karışıklık yaşadığımız sabahlar..

her şey bitiyor..
şimdi başlıyor karanlık gece..

sait faik "bir büyük karışıklık","söyleyemiyorum"

25 Kasım 2006

nöroşirürji notları..








bir pazar gününü acilde geçirmesi dışında hayatında hiç hastaneye gitmemiş (doğumu bile doktor kliniğinde gerçekleşmiş) bir insanın kendini burda bulması..ve burda 1 hafta kalması.. enteresan günlerdi.. gerçi henüz bitmiş değil.. hani klasik bir laf vardır : "allah eksikliğini hissettirmesin,muhtaç da etmesin".. çok duydum bu lafı bu süre içinde..

dolandım bazen.. farklı bölümler.. farklı insan manzaraları.. ayrı bir dünya.. büyük bir labirent.. sonu olmayan yollar, tüneller.. koşuşturma, bekleme, sabır, çaresizlik, heyecan, endişe, umut.. hepsi, herşey birarada..

16 Kasım 2006

bana..



istemem kimse yanımda dost olsa da


zaten canım çıkmış salın beni uzaklara

bir şişe şarap ve ben kadehime değmez

çatlak dudaklarım

içerim şişemden..



p.s:DANdadaDAN..çok güzel demişler..hepsini güzel demişler..öperim..

31 Ekim 2006

______________________

gerekli miydi bütün bunlar..doğumgününde alınan yeşil kazağı çok sevmek gibi..
gereksiz miydi peki tüm bunlar..ağladığında gözyaşlarını omuzunla sildiğin zaman sarı tişörtün omuz kısmında beliren ıslak tuzlu siyah karışım gibi..
ne içindi peki bunlar..vücudunun yanıpta sadece ayaklarının buz kesip terlemesi gibi..
nasıldı böyle bunlar..taktığın kocaman küpenin kulağını yara yapıp tatlı tatlı kaşındırması gibi..
mumlarım eriyor ve ben hala bakıyorum..

25 Eylül 2006

...bir...

bir başlangıç mıydı bu tekrardan yoksa bitiş miydi, yeniden bi "son defa" mıydı.. karar veremiyordu.. gitmeli miydi hemen yoksa daha da uzatmalı mıydı.. bildiği bir tek şey vardı: bitmesindi.. hep bunun için değil miydi çabası..
yanlızlığıyla olan birlikteliği.. daha ne kadar vardı.. ne kadar kalmıştı.. keyifle karışık bir iç geçirmeyle uzanıp yaktı kibriti.. gül renginden bozma bardağı aldı eline ardından.. karşısında hiç bilmediği, tanımadığı biri oturuyordu yine.. ne zaman tanıyacaktı, ne zaman bilecekti artık huyunu suyunu..
yine mutfağa gitmesi gerektiğini farketti.. yavaşça kalkıp buzdolabına yöneldi.. eline ilk gelen şişeden bardağını doldurdu.. bu hafiflik hep hoşuna gidiyordu.. keşke hep böyle olsa diye geçirdi içinden.. derken gözü masanın tam onarılamamış ayağına takıldı.. ve bi kahkaha patlattı en içinden gelen.. o gece de en içlerinden gelmişti herşey, en içlerine kadar işlemişti.. en yükseklerdeyken birden en yerde buluvermişlerdi kendilerini..
koltuğa oturduğunda bu küçücük evin ne kadar büyüdüğünü ne kadar büyüttüğünü düşündü.. hep düşünüyordu.. bu evde hiç böylesine düşünmezdiki o.. konuşurdu, konuştururdu.. monologlar, diyaloglar, kahkahalar, hıçkırıklar, kavgalar, sevişmeler.. şimdiyse hep susuyordu.. oysa ne çok söyleyecek sözü vardı.. tek kelime bile etmemişti.. durmadan içiyordu sadece.. rahatlayabilmek için.. bir bardak, bir bardak daha.. bu duvarlar hiç böylesine gözünü korkutmamış, rahatsız etmemişti onu.. şimdi değişen neydi.. aradan geçen zaman mı..
böyle olmamalıydı.. böyle hayal etmemişti o telefonu kapattıktan sonra..

12 Eylül 2006

yeter.................



bavulumu topladım gidiyorum artık.. uzatmaya gerek yok......
anlamsız cümleler kurmaya çalışarak sözcükleri yormamalıyım.. kahverengi fondaki beyaz çizgilerin kapalı olmasından yoruldum artık.. bir yerlere yürüyerek ulaşmak istiyorum.. geceleri bacaklarıma giren kramplardan bıktım.. sabahları ağzım kupkuru mutfağa koşmak gereksiz.. bütün vücudum alçıyla kaplıymış gibi dolaşmaktan bunaldım.. her tarafımı kaşındırıyor.. bu kadar yeter.. artık unutmayı öğrenmeliyim..bavulumu aldım elime.. ağzımın içine yayılan o hoş tadı düşünerek,
gidiyorum...........

3 Eylül 2006

buluşma...

bu tanıdık kokuyu özlemişti.. bütün vücudunun her santimi sarmalanırken derinlerdeki görüntüler su yüzüne çıkıverdi.. o odayı görmeyi sona saklamıştı çünkü biliyordu.. dayanamayacağını biliyordu.. ilk önce evin diğer odalarını dolaşıp dokunmalıydı, hissetmeliydi ki ayrıntıları gözden kaçırmasındı..
herşey olduğu gibi duruyordu.. sadece toz kaplamıştı heryeri ve geçen yılların o günlerin hatıralarını bulanıklaştırması gibi dokunulan heryerin parlamasıyla hatıralarda teker teker ışıldıyordu zihninde..
ilk anda giremedi o kapıdan içeri.. neler yaşamamıştı ki bu kapının ardında.. yıllar sonra buraya geleceğini hem de bu şekilde olacağını düşünebilir miydi.. elini kapıyı açmak için uzatmıştı ki duyduğu sesle heyecandan bacakları çözülmüştü.. bu ev hep bu heyecan çözülmeleriyle dolup taşmıyor muydu zaten yıllar öncesinde de..
arkasına dönüp bakamıyordu bir türlü.. kalakalmıştı kapının önünde.. ve birden o tanıdık sıcaklık belirmişti boynunda içten bir merhabayla.. nasılda özlemişti onu.. bu kadar uzun bir süre nasıl dayanmıştı onsuzluğa, sıcaksızlığına.. herşey ilk günkü gibiydi.. nasıl değişmemişti.. nasıl aynı kalabilmişti dokunuşları, öpüşleri, sevişmeleri.. kısa ayrılıklarındaki gibi birbirlerine merhabaları bile aynı olmuştu: beyazlar içinde.. hiç söze gerek yoktu zaten.. konuşmalarını sevişme anına saklamıştı.. ki bu delirtirdi onu.. onu delirttikçe o daha da delirir herşey akıl almaz bir zevk ve hızla birbirine karışırdı.. nefesler, inlemeler, çığlıklar, kahkahalar.. herşey silinirdi dünyalarından sadece bunlar ve terden bir olmuş vücutları kalırdı geriye..

19 Ağustos 2006

sevişgen sancılar...

aynı yolun yolcularıyız..ve sana neden deli demiyim ki bu sebepten ötürü..
yanımda şimdi bebek gibi yatıyor bembeyaz çarşaf içinde..biraz zifaf gecesi çekingenliği var..masum..ama kendi içinde ne kopuşlar ne delirmeler..göz kapaklarının titreşimlerinden belli..hafifçe aralıyor gözlerini..öyle sırıtıyor bana..e, hadi ne zaman başlıcaz diye..bende bekle diyorum..seni içime kabul edebilmem için önce güzelliğini görmem gerek..görmeden yapamam ben..ilk önce bakmam, görmem, seyretmem gerek..sonra dokunmam gerek..o pürüzsüz bembeyaz tene..güneş görmemiş..koklamalıyım ardından..burun deliklerinden en ince kıvrımlara kadar ulaşmalı kokun..çarşaftan da beyaz, gelin misali..kuğu gibi..kıvrım kıvrım hatları..deli bir labirent..içinde kaybolunası..dolaşıyorsun dolaşıyorsun bir yere varamıyorsun..sürekli bir sonsuzluk..devam..devam..devam..sonu yok..döne döne..ama asla bir işkence çıldırış değil..şu an değil..en tepelerdeki bembeyaz bakir karlar gibi..ayak basılmamış..ayak bastıkça deliriyorsun..karın ayaklarının altında çıkardığı sesi en içinde duyuyorsun..ama duurrr, aceleye gerek yok..daha var ona..sakin sakin..sindire dindire..sindirile dindirile..nihayetinde alevin kızılından dumanın grisine doğru tadına varmalıyım..bekle diyorum bekle ki daha bir arzu dolu olsun..
dolanıyorum durmadan..akışkanlaştım yine..civa misali..gel git aklımla..bir oyunun üstündeyim..silahım zar..bende kırmızı bir piyon..silahımı kaldırıyorum ve ilk darbe..ilerliyorum 5..ne diyor orda..çok hızlı gittin biraz yavaşla..yavaşlıyorsun sen de mecburen..slow motion film karelerinde başrol oyuncusu olmuşsun birden..bir western filminde..yanda da devasa kanyonlar..birkaç tane de kaktüs iliştirilmiş köşelere en irisinden..dikenler ha battı ha batacak..tepende akbabalar..başının üstünde parlak bir hale gibi..sonra birden bir merdiven çıkıyor karşına..ne ayaklarını görebiliosun ne de ulaştığı yeri..önce anlam veremiyorsun bakıyorsun öylece..sonra tırmanmaya başlıyorsun..tırmalamaya..ama nereye kadar belli değil..hiç olmamış zaten..durup bakıyorsun şöyle bir etrafa..manzarayı seyrediyorsun büyülenerek..alabildiğine sarı..rüzgarın izi var kumlarda..salına salına..kendinden geçiyorsun ve bırakıyorsun boşluğa kendini..bıraktığını zannediyorsun..o hala yanında sırıtıyor sana kan ter içinde..gözlerini gözlerine dikmiş..sen seyrederken onu, seyrediyormuş o seni.
hadi diyor..çak şu çakmağı....

30 Temmuz 2006

sev(iş)mek hep biraz ............

sonsuzluğun içindeyken sessizliği düşünürmüş hep, sebepsizliği birde..ama niye, neden, hiç bilmeden dönermiş etrafında ışığın yorgun bir pervane gibi..hep döne döne..hep yana yana..onsekizinde, uzakta..son bir çırpınmayla günebakan gibi güneşe dönmek istermiş yüzünü..ateşböceği olmak istermiş, kıçını aydınlatmaktan aciz..bir siyah-beyaz fotoğrafta kalmış çocuksu gülmeleri..
cuma'nın gelmesini beklermiş her cuma günü içindeki zehiri boşaltabilmek için belkide..bacakarasından dökülürken kelimeler parmak uçlarında pıhtılaşmış akıntısı..dudaklarında hafif bir tebessüm gibi kalmış damla damla terinin tuzu..bembeyaz bakir kar örtüsü masmavi bir okyanus olmuş ayaklarının altında hiç farkettirmeden..kokusu, tadı başkalaşmış kozasından yeni çıkmış bir kelebek gibi..

24 Temmuz 2006

gebeşlik zamanı...

saklı göle gidelim dedik hazır buralara kadar gelmişken..şööle deli bi kahvaltı yapalım..hamaklarda sallanalım..yayılalım..gebeşliğin de gebeşliğini yapalım..bro, dere üstü hamak keyfinde bir numaraydı walla..egerotti medyadan kaçtı hep (neyse kolunun bi kısmı çıkmış yine)..çok güzeldi bu hafta çok..benim bu aralar özellikle yalnız kalmamam gerek bunu iyice anladım..egerottiyle maceralara atıliim ben biraz daha..biraz da serin sulara dalalım bakalım nolcek..


A.T.D.T.


aksaz turistik dinlenme tesislerine gittik egerottiyle..
fiyatlar çok uygun bildiiniz gibi..
o kadar yiyip içiosun..süper..
bizde tabi abartıp etinden butundan sütünden faydalandık yani..
bu arada muza binip de koy turu yapan tek ekip bizizdir herhalde..
tabi komutanım hemen komutanım..ee faydalandık yani..
tavsiye ederim dicem ama bilemiorum yani..o gün ordaki tek sivil bizdik galiba :)

boyoz yumurta veeeee çilekli süt...


bi baktım arabanın üstünde boyoz yumurta ve çilekli süt(!) nassı ya dedim.. bi de tweety falan yani.. toplaşın bakiim.. ben de bi kumru aliim önce acısızından.. boyozcu ibomuzsun sen bizim yaa.. süpersin.. herkes çok güzelmiş yaa.. çilekli süt yaaa.. delirdim ben neşeden.. cidden o gece neşeden delirdim ben.. hatırlıyorum o kısımları.. laf atmalar falan.. neden ya o sokağa gelince niye oluyo bunlar bana.. birini sıkıştırdım mı o sokakta kimse engel olamıo bana.. çok eğleniyorum ama.. neşeden delirdim ben o gece.. bi de çilekli süt yani...

egerotti ve ben...


bu hafta egerottiyle birlikteydim.. 7 x 24 şeklindeydik..
çok eğlendik.. güldük.. gezdik.. tozduk..
tozuttuk da..
gökkuşaklarının peşinden koştuk..gölgelerin ardına saklandık..







p.s:kasabanın nadide parkının nadide taşları ve havuzun fiskıyesi olurlar kendileri..ne biliim bunu da eklemek istedim antiparantez ama vazgeçip alta yaziim dedim...

17 Temmuz 2006

pencere...

küçücük penceresinden evinin kırmızı damarlar seçilebiliyordu..oraya kadar gidebiliyordu..durup dinlenmeden..kan ter içinde kalmadan..kıvrımlar içinde kayboluyordu..ama labirent gibi de değildi..biliyordu gideceği yeri..ama bilmemezliğe geliyordu..kaybolmanın nasıl birşey olduğunu tekrar hatırlamak istiyordu çünkü..
altı yaşındaydı..şehre geleli ve okula başlayalı bir hafta olmuştu..çok karmaşıktı yollar..caddeler çok daha büyüktü..hiç birşey tanıdık değildi..havası farklıydı bir kere buranın..gökyüzü daha maviydi güneş daha sarıydı sanki..çok güzeldi onun için burası ama çok da büyüktü..devasaydı..ve birgün okuldan kendi dönmek istedi..tekbaşına..okula gidiyordu artık..büyümüştü..bir haftadan beri okula giden ve gelen yolları biliyordu..hergün o yollardan geçiyordu..her geliş gidişinde okulun karşısındaki kocaman park dikkatini çekiyordu..biraz ilerde yol ayrımı vardı ve köşedeki kocaman postane binası..ne büyüktü orası öyle..sonra küçücük bi alan vardı ortasında büyük saksıların içinde büyük çiçeklerin bulunduğu..üstünde de üzümlerin artık çürümeye yüz tuttuğu asmadan bir çardak..altında da etraftaki dükkanların sahipleri, çalışanları, çıraklar, ustalar, yoldan geçenler, esnafı ziyarete gelenler..kimisi sandalyesine ters oturmuş, kimisi kıç yarısı hasır taburesine, kimisi de beton saksının kenarına ilişivermiş muhabbetin hatırına..çümbüş..ellerinde sigara yanlarında çayları..çaycının gümüş tepsisi parıldamakta..daha da böyle devam etmekteydi yol..köşedeki nefis kokulu köfteciye kadar..ordan sonrası çok daha kolaydı zaten..birazcık ilerledimi dönecekti hemen sola..sokağın başında bulacaktı kendini..korkacak da birşey yoktu ki..tam bir haftadır gelip gidiyordu okula abisi eşliğinde..aynı yolu yürümüyorlar mıydı..şimdi de tek başına yürüyecekti..ne vardı bunda..
taktı çantasını omuzuna ve daldı koridordaki akan yoğunluğa..birazdan sokağa çıkacaktı kurtulacaktı bu sıkıcı kalabalıktan..işte karşıda koca bir park..bak ilk ekmek parçasına rastladık bile..şimdi sırada var mavi beyaz postane..ama o da ne..doğru ya bugün pazar vardı bu sokaklarda..geldik yol ayrımına..ama hangi yöne..postanede görünmüyor..soldandı galiba..nasıl olsa görünür birazdan o kocaman mavi beyaz bina..yok, yok, yok..çok kalabalık..hiç birşey tanıdık değil..nerde çardaklı alan..amcalar nerde oturan..her yer daha da kırmızılaşan meyve sebze..küçücük kaldım bu koskoca şehirde..sokaklar daha da mı büyüdü ne..peki ya bu amcalar teyzelerin hali ne..niye öyle kan ter içinde, evimi bulamıyorum, anneeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee..........
ilkokulda kaybolduğu günü hatırladı birden..ama yaşadığı korkuyu hatırlayamıyordu..zorladı, zorladı ama olmadı..bi sigara daha yaktı..bi yudum aldı şaraptan..tekrar daha da ayrıntılarıyla düşünmeye başladı o günü..hatırlamalıydı..kaybolmak nasıldı..kaybolmalıydı..nasıl olmalıydı..nasıl kaybolmalıydı.........

13 Temmuz 2006

sandoz misali..




suda eriyen ilaçlar gibi.. bardağın dibine ulaşmamalı.. ulaşana kadar çözülmeli.. karışmalı.. yavaş yavaş.. dibe birşey kalmamalı.. ve çözülürken, her hava kabarcığı gibi, yoğun bir sıvı içinde yüzeye çıkarken aldığı şekle bürünmeli.. sessizce üzerinden atmalı yoğunluğu.. yorgunluğu.. bunalmışlığı.. belkide yanlızlığı..

2 Temmuz 2006

istekli gökyüzü

Bağlanamıyordu bir türlü..kopuk kopuktu..düşüyordu durmadan..unutmamasını istiyordu..deniyordu..dayanamıyordu..usulca uykuya daldı..rüyalarında düşledi..istedi..gün aydı..uyandı..sakin ve tembeldi..şarabıyla dinlendi..yoğun bir haftaydı..öptü..öpüldü..öpüştü..bekledi..görünmedi..sinir oldu..kapattı..tekrar denedi..bekledi..yok, olmadı..uzun olmasını diledi..yarına umut etti..geceleri bekledi..uyumadı..yazdı her şeyi..sakindi..rakı eşliğinde süperdi..uyumamıştı..çok güzeldi..rüyaya daldı..öpücüğünü aradı..bunu çok sevdi..dilediği yeri düşündü..çok tatlıydı galiba..bilmiyordu..içinden geldi..geldiği zaman da görmeliydi..umuyordu..ihtimal hiç yoktu..niye böyle yapıyordu..ya alışırsa’yı düşünüyordu..ilgisiz olmalıydı..hayata devam etmeliydi..uçmalı mıydı..uç böyle miydi..e, bu neydi..bırak akıp gitseydi..gökyüzü maviydi..deniz daha da maviydi..bütün günün böyle geçseydi..çok sıcaktı çookkk..bir şeyler çaldı gitarda..duymuştu..pencere açıktı..bilmiyordu nasıldı..böyle olamazdı..gelsen..dinlesem..kokunu duysam..gülümsemeni..uyumanı seyretsem..doğaçlamaydı..akşamın daha güzeldi..asla sensiz dinlenemeyecekti..daha da süperdi..sensiz değildi..sebepsiz değildi..sessiz değildi..gereksizdi..!!!!!!!!bulaşıkları yıkadı..1 günde yeterdi..dolu dolu muhabbetti..çok görmek istedi..çok zordu..kalimeroya özendi..çok zordu çok..hep bir bilinmezlik..olmazsa olmazıydı..hep ve sadece masallardı..özür diledi..çıkmıyordu..güzel bir özürdü..lütfendi..takılmamalıydı..olursaydı..öpücüklere boğuldu..hala duruyor muydu..tazeleri yollandı..hissedemedi..unutulmuş muydu..uzaktan etkilenmedi..şaraplar içildi..ilgilenip çevirdi..kendini kandırdı..fena koptu..bebek gibi olmuştu..gece ilerledi..ne olacaktı bilinmezdi..bana ne benimdi senindi onundu..kana karıştı..daha çabuk yayıldı..sol taraf felç oldu..kıvrımlar daraldı..krizler arttı..denge bozuldu..nasıl da zehirlendi..yaşlanıyordu..fark ediyordu..sıkıcı ve yavanlaşıyordu..hafifletiyordu..karşılıksızdı..bunalmıştı yalnızlığından..işi olamazdı artık..uzun zaman önce almıştı alacağını..kalmamıştı geriye bir şey..mantık balçıktı..hala gibi miydi..az kalmıştı..

30 Haziran 2006

yol problemi mi ya da problem mi...





A ve B şehirlerinden V km/sa hızla birbirlerine doğru ilerlemekte olan iki araç..ne zaman nerede karşılaşacakları şu an için belli değil..karşılaşabilecekleri de..aslında birbirlerine doğru hareket ettikleri de meçhul..aradaki X km ise koca bir boşluk..t'yi soracak olursan akrebin mi yelkovanı yoksa yelkovanın mı akrebi kovaladığını düşünmekte..

25 Haziran 2006

oralar buralar



uzun zamandır buralardayım çok yakında oralara gidicem daha sonra kimbilir nerelere..
oralar hep buralar olacak..
bazende buralar oralar..
buralarda cebelleşirken hep oralarda olmayı istiycem,düşliycem..
oralar buralar olduğu zamanda buralar olan oraları..
hep oralar buralar arasında gidicem gelicem..
gelicem gidicem..
bazen de kaybolucam,kimbilir..
hep oralar uzak olucak ama bi o kadar da yakın..
belkide..

19 Haziran 2006

anladım...

koca bir boşluk varmış içimde..dolunca anladım büyüklüğünü..dolu dolu anladım boşalınca..doluyla boşu anladım..doluyla boşun farkını anladım..ne demek olduğunu...........
birde vapurlardan iniş zamanını niye sevdiğimi.........

9 Haziran 2006

sonuç...

gökyüzü..
ben..
serin..
benim gibi..
kararsız..
yağsak mı yağmasak mı..
yürüyorum..düşünüyorum..
yürüyorum..düşünüyorum..
yürüyorum..düşünüyorum..
düşünüyorum..yürüyorum..
düşünüyorum..yürüyorum..
düşünüyorum..yürüyorum.................
sonuç..???

8 Haziran 2006

yok gibi..

şaraplar alınır..evin yolu tutulur..balkon hazırlanır..şişeler kadehler vs..hava serin omuzda şal..sıcacık..fonda hafif hafif şarkılar..sonra şimşekler yağmur..boşaltır döker içini..gökyüzü döküldükçe dökülür herkes..karşılıklı..sonra alakasız üst kat balkona laf atmalar..3-4 cümleden sonra kadehlerle yukarıda kapının önünde bulmalar..ev dolu boş yer yok..kurulunur bi köşeye katılınır muhabbete..çok alakasız..büyük çoğunluk birbirini o gece tanımış..yeni..kimi alakalı kimi alakasız anlamsız komik kopuk muhabbetler zinciri..40 yıllık muhabbetler..sonra yatak..sıcacık..içine gömülesi..güzel bi uyku..başlar mı..başlar..ama başlar başlamaz biter mi..biter..dayanılmaz olur artık..dalar düşüncelerle birlikte uykuya sarılarak..sonra..son anda görülen rüya..neler anlatır..ama hatırlanmaz..

7 Haziran 2006

Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

"hayyam-bütün dörtlükler"

6 Haziran 2006

like a feather...

...tek yol vardı. ve bu yol ne kadar genişleyebilirdi? bilmiyordu. hatta bilmek istemiyordu. peki kıvrımlara nasıl ulaşacaktı? birden durdu. koltuğun içine gömüldükçe gömüldü. küçüldükçe küçüldü. yine birden durdu ve o kadar küçülmüştü kihafif bir esintiyle koltuktan salınarak havalandı; bir beyaz tüy gibi.. havada salınarak uçuyordu. başka yerlerden, başka başka zamanlardan gelen hafif esintiler yere düşmesine engel oluyordu.

o, o kadar küçüktü, zaman o kadar büyüktü ki yere vardığı noktaya gelene kadar günler geçti sandı.

tüy gibiydi ya, uçabiliyordu ya bundan başka bir mutluluk yoktu onun için o an. yere varabileceğini, durabileceğini hiç düşünmüyordu. sadece uçuyordu. ötesi yoktu. tıpkı mutlu, beyaz bir tüy gibi...

30 Mayıs 2006

alternatif şikayetler kutusu...


çok sancım var..doğum yakın galiba..

astım krizim..nefes alamıyorum..ilacım çok uzak..yetişemiyorum..

çok kahve içtim galiba..çarpıntım geçmek bilmiyo..felaket..

tansiyonum da düşüyo bazen..gözlerim kararıyo arada..sersemliyorum..

menopoza girdim galiba..elimde yelpaze..sıcak basıyo..soğuk soğuk ter döküyorum..

midem çok kötü..canım hiç bişey istemiyo..yiyemiyorum da zaten..

26 Mayıs 2006

nefret ediyorum...

bi insanın kendinden nefret etmesini nasıl sağlarsınız..ya da bunu niye yaparsınız..ne yapmıştır ki size o, onu bu kadar incitecek..ya da diğerinin hayatı boyu taşıyacağı bu yarayı niye açarki insanoğlu denen yaratık müsveddesi..bu kadar mı iğrençleşilir..bu kadar mı düşülebilir..ve niye, neden, nasıl haklı gösterilebilir beyaz 21x27.9 luk bir alanda..

bir kabus mudur bu yoksa bir yap-boz gibi parçaları bulundukça büyüyen, derinleşen gebertici bir çocuk oyunu mu arka bahçelerde oynanan..

22 Mayıs 2006

birden uyandı.hep bakındı.nasıldı hiç sormadı.kıvrım kıvrımdı.öylece kalakaldı.hep boştu, hiç yoktu.derinlerde sığındı.anlamsızca yıkandı.hep de böyle bilindi...

17 Mayıs 2006

..?

Olasılık, şartı sağlayan durum sayısının toplam durum sayısına bölümü ise cennetin dibi nerede..? peki ya fareli köyün kavalcısı niye Orpheliğe soyunmuştur..? niye Diyad bir çizgidir, dişildir, doğurgandır, pasiftir de ; Monad noktadır, erildir ve aktiftir..? madem insan herşeyin ölçüsüyse duyu organlarımızın yanıltıcı olmasının sebebi ne..? hareket varsa boşluk yokmuş; peki bendeki bu koca boşluk ne..? boşluk varsa hareket yokmuş ; peki bendeki bu hareketlilik ne..?

16 Mayıs 2006

bir de Yeni Rakı yanında..



eski fotoğraflar nasıl güzel kokarlar..



bugün hep bu fotoda olmak istedim..şimdiki halimle boş sandelyeye oturup onlarla birlikte gülmek,eğlenmek ve o Yeni Rakı'yı yudumlamak istedim..Özcan amcam'da bordo akordeonuyla yine bize eşlik etsin istedim..biz ona eşlik edelim istedim..yine güzel fotoğraflar çeksin istedim..

o zaman bi kadeh içelim..güzelleşelim..

15 Mayıs 2006

çınarlar..







süperler..
ne hikayeler var onlarda..
kulağını daya buraya sana neler fısıldarlar kimbilir..






yüzyıllık çınarların gökyüzüne uzanışını seyrederken karşılaştım bu iki sincapla..
onlar beni seyretti ben onları..
birazcık da muhabbet ettik havadan sudan..






bunlarda onlarcasını savurdum havaya olanca nefesimle..
tabi ilaçlarla birazcık olsun dinen alerjim bu haftasonu bunların da sayesinde tavan yaptı :)
ama olsun değerdi...



















burası çocukluğumun bir kısmının geçtiği bahçemizin içler acısı son hali..süper imar planları sayesinde artık otoyol olacak..artık bayramlarda bütün sülalenin toplanıp da, çardağının altında süper eğlenceli vakit geçireceği bi bahçemiz kalmadı..çocuklarım ya da yeğenlerim benim gibi havuzunda yüzme öğrenemicekler..çamurda anlamsız heykelcikler yapamıcaklar..dalından meyvaları kendi toplayıp ağaç üstünde keyif yapamıcaklar..soora ağaçtan inemeyip yardımda gelmeyince saatlerce ağaç tepesinde vakit geçirmek zorunda kalamıcaklar..böceklerden örümceklerden tırsmalarına rağmen kuzenlerinin peşine takılıp evin çatı aralarında iki büklüm dolanamıcaklar..üst kata çıkıp evin tabanındaki tahtanın boşluklarından,aşağıdaki mutfakta bişiler pişirmeye çalışan annelerini korkutmak için topladıkları böcekleri atamıcaklar..geceleri o evde kalabilmek için anne ve babalarına saatlerce yalvarmak zorunda kalmıcaklar..gece kalındığında da büyük kuzenlerinden civardaki yerlerle ilgili anlatılan ürpertici hikayeleri dinleyemicekler.. vesaire micekler vesaire mıcaklar..micekler..mıcaklar..

9 Mayıs 2006




iki tarafı da kullanılabilen yağmurluklar gibi hissediyorum kendimi, çoook uzun zamandır.neresi olduğunu kavrayamıyorum..nerede olduğumu..içerde mi kayboluyorum yoksa dışarda mı hapsoldum..
o yüzden de ve ayrıca bu arada da türker armaner e saygılar..

8 Mayıs 2006

bir insanın acıma duygusu ne kadar gelişmiş olabilir hiç düşünen var mıdır acaba? ya da bu duygunun gelişmişliği midir yoksa bir obsesiflik durumu mudur? çevrendeki insanlara, tanıdıklarına, sevdiklerine hatta alakasız insanlara acımanın hat safhada olduğu bir takıntı şekli var mıdır? ama asla ve asla kendine acımayacaksın...sadece ve sadece etrafındaki insanlara ve limit yok, sınırsız bir acıma..kendine ise tam tersi..hiç acıma yok..gramın trilyonda biri kadar bile..bir de bu acıma aşağılama, hor görme tadında da değil..sadece saflık ve iyilikten gibi bir şey...
başkalarına acıyarak onları rahat ettirmek için çabalayan, bu sebepten hayatını ve sağlığını mahvedecek seviyeye gelmiş biri ve otoritesini kurabilmek için onun bu zaafından yararlanarak kendine acıyan bir insanın kendini acındırma tripleri..iki insan..ortak noktaları sadece acımak olan iki insan..biri acıyan, diğeri acınan..acınası çığlıklar içinde bir şeyler yapmaya çalışan ve kendine acıyarak acındırmaya çalışan.. cidden acınası iki hayat..birbiriyle alakasız, birbirinden bağımsız ama bir o kadarda birbiriyle alakalı ve birbirine bağımlı..
çok güzeldi yaa..cuma gecesi yani..izmir'i özlemişim..bir de süper 2 hatunla kordonda acayip eğlendim..hüsnü abi vardı sahnede..yayıldık çimenlerin üstüne..etrafımızda bir sürü gacılar,şoparlar
gırla..allam ne eğlence ne eğlenceydi..ama bu 2 hatun sayesinde de iyi vakit geçirdim..solumda annem, sağımda teyzem..annem aşık da hüsnüye..tv 'deki programlarının tekrarını bile izliyor..izmir'e geldiğini duyunca hemen koştu yanına..gerçi bu konserde istediği tadı bulamadı..tabi geçen konserinde önlerde rahat rahat oturarak dinledi can kulağıyla..konserde benden hevesliydi..onca yağmura rağmen gözünü kırpmadan dinledi hüsnüsünü..cuma günkü konser o yüzden biraz buruk geçti..ama yine de güzeldi bee...
müebbetçilerin de orda olması için neler vermezdim..hemen irtibata geçtim zaten kendileriyle..onlar içinde dinledim, izledim, kokladım, içtim.........

4 Mayıs 2006

Yakışıklı prens gerçekten de bir kurbağa. Ve güzel prensesin nefesi pis kokuyor.